Dante`nin 20 aylıkken geçirdiği bir kaza sonunda yaşadığımız üzücü bir durumdan sonra, internet başında sabahlara kadar, gözümün önünde yıldızlar uçuştuğunu görene kadar, gözlerim kan çanağına dönene kadar, bu konu hakkında araştırma yapmaktan, aynı şeyi yaşamış insanların forumlarını okumaktan, sorulara verilen cevapları okumaktan kafamın kazan gibi olduğunu, kafamın karıştığını, adeta yaşama küstüğümü hatırlıyorum.
Tammo ise olaydan sonra, aklı selim bir bilim adamı ve soğukkanlı bir insan olmasından ötürü sadece güvendiği bir iki "hakemli" bilimsel websitesinde bu konuda yazılan bir iki bilimsel yazıyı okuduğunu ve kafasında bu konuyu bitirdiğini bliyorum. Artık onun gibi olmayı beceriyorum. Çünkü gözümle gördüm ki, rasyonel olmak için, doğru yerlerden bilgi almak ve soğukkanlılığını yitirmemek gerekiyormuş.
Bir önceki yazıma gelen, "doğal olarak" kafası karışmış yorumları da görünce, bunun ne demek olduğunu çok iyi bildiğimden, bu yazıyı da yazmayı borç bildim.
Gelen yorumlardan, internet üzerinden okuduğum Türkiye gazetelerinden ve telefonda konuştuğum Türkiye`deki yakınlarım ve arkadaşlarımdan öğrendiğime göre kafalar fena halde karışık.
Hatta bugün, diş hekimliği bölümünde okuyan ve hastanede pratik yapmaya giden yeğenimle chat`leşirken "aman dikkat et teyzem, hastanelere gidiyorsun, risk altındasın, aman diyeyim şu aşıyı yaptır" dediğimde, bana "ama teyze, domuz gribi aşısından biri ölmüş ve içinde civa varmış, bizim hoca bile yaptırmayacağını söyledi sınıfta" deyince artık Türkiye`de (zaten çoğu şey yanında) bu konuda da birşeylerin gerçekten yanlış olduğunu anladım.
Ben Türkiye`de yaşasaydım, bu aşıyı ilk yaptıranlardan olurdum. Niye mi? bakın, yaşadığım ülkede kimse birbirine dokunmaz, sarılıp öpüşmez, öyle olur olmadık zamanda el sıkışmaz, çocuklar bile öksürürken kollarının dirsek bölümüne öksürür (övünmek olsun yine anasını satayım, Dante bile öksürürken koluna öksürür) sabah akşam banyo yaparlar, ellerine zırt pırt mikrop öldürücü jel sürerler, otobüs, metro gibi şeylere ancak New York City falan gibi büyük ve kalabalık şehirlerde binilir, Amerika`nın geri kalanı daha otobüs nedir bilmez, yani toplu taşıma araçları hastalığın yayılması için çok uygun (bizim şehirde otobüs seferlerinde azaltmaya gidilecekmiş, yolcu eksikliğinden, bomboş otobüsler ve öyle sık sık da değil, 45 dk`da bir varsa şanslısınız), yani millet bizim gibi otobüslerde minibüslerde kucak kucağa gitmiyor...
Bugünlerde Türkiye`de, eğer otobüse biniyor ve durakta inmek için o kapı yanındaki demire tutunuyorsam herhalde aklım çıkardı. Yada yanımdaki könk könk öksürüyorsa otobüste...siz istediğiniz kadar elinizi yıkayın! Hastalık bu kadar yakın!
Bu saydığım şeylerin hangisi yapılır bizim ülkemizde? şapkanızı koyun önünüze, öyle bak "milletini aşağılıyor" komplekslerinden arınmış halde düşünün...Ben Türkiye`de yaşasam aşı olurdum hemen!
Bugün Dante`nin cimnastik dersinde karşılaştığım mühendis bir anne, Dante`nin aşı olduğunu öğrendiğinde, derhal nerede ve ne zaman yapıldığını ve hemen o da oğlunu götüreceğini söyledi. Burada insanlar spekülasyonlardan daha uzak, daha iyi bilgilendiriliyorlar, bilgiye ulaşmak için TV ve gazeteye kulak vermiyorlar.
Ülkenin başındakilerin bile bilim adamlarının dediklerine kulaklarını tıkadıklarını, halkı yanlış yola sürüklediklerini gördükçe deli oluyorum. Bakın, burada
Obama`nın kızlarına, okullarındaki her çocuk gibi, domuz gribi aşısı yapıldı, Obama ve eşi de aşı olmak için, önce risk grubundakilerin aşısının bitmesini bekliyorlarmış.
Bizim liderlerin, salgın önlemi için halka örnek olmak için kollarını açıp uzatacaklarını, yada çocuklarını aşılatacaklarını geçtim, bir savaş halinde, aileleriyle beraber ülkeyi ilk terkedeceklerden olmayacaklarını kim garanti edebilir?
Bir ülke liderinin, "ellerimi yıkarım olur biter" deyip, milyonları etkilemesi yerine "haydi çocuklar aşıya" demesi, "baş öğretmen"in tahtaya latin harflerini yazmasıyla hafızalarımıza kazınan o güzel fotoğrafı gibi, onun da hemşireye kolunu uzatırkenki fotoğrafını görmeyi çok isterdim. Ama olmadı malesef...spekülasyona bile bile çanak tutuldu, eğitimli insanların bile aklı karıştırıldı...
Fazla konuşmaya gerek yok, sizi daha bilimsel bir ortama sokacağım şimdi.
Açık Radyo`nun,
mikrobiyoloji ve enfeksiyon hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Selim Badur ve Sağlık Bakanlığı'nın oluşturduğu bilim danışma kurulunun da üyesi olan, İstanbul Tıp Fakültesi Viroloji ve İmmünoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şadi Yenen'le yaptığı röportajları okumanızı ve dinlemenizi tavsiye edeceğim. Ayrıca aynı yerde,
Türk Tabibler Birliği`nin domuz gribi ile ilgili sorulara verdiği yanıtları bulabilirsiniz. Ayrıca, İngilizce bilenleriniz, ABD`nin sağlık konularında güvenilir kaynağı
Centers For Disease Control and Prevention `ın bu konuda verdiği bilgileri ve Avrupa`nın, salgın hastalıklar araştırmaları hakkındaki önde gelen yayını
Eurosurveillance` ın bu konudaki yazısını lütfen okuyunuz. Zamanım olduğunda, çevirisini yapıp buradan yazmayı düşünüyorum. Ben sizin için çevirisini yaparken, siz de bu arada üşenmeyin, Açık Radyo`nun bu hizmetini okuyun ve dinleyin lütfen! Çok şey öğreneceksiniz. Aklınızdaki o bulanıklık geçecek.
İlk defa gerçekten kastederek,
Sağlıcakla kalın...
Not:
Bu yazıyı yazdıktan saatler sonra Yok ki`den gelen yorumla, onun da bu konuda risk gruplarını da anlatan, bilim insanı hassasiyetiyle yazdığı yazısını gördüm. Daha da bilgilenmek için lütfen okuyunuz.