Perşembe, Kasım 19, 2009

Hayvan

Biraz başka hayvanlar alemine dalalım, ama onlar hayvanoğlu hayvan. Onları ne sevelim ne de koruyalım...

Şimdi ben hayvanları uzaktan severim. Eti, sütü, yumurtası yeneni severim, yenmeyeni hayvanat bahçesinde görür fıstık veririm. Öyle evde büyütmem, okşamam yada onları dünyayadaki kanatsız melekler olarak görmem, yada bazı güdük kalmış duygularımı tatmin etmek için onları en iyi arkadaşım olarak hiç görmem. Öyle dursunlar onlar orda, ben mutluyum böyle. Sevilsinler, beslensinler, korunsunlar. Hayvanları Koruma günü varmış, 4 Ekim`deymiş. Aşağıdaki örnekten dolayı bu tarih beynime kazındı şimdi.

Bir de hayvanoğlu hayvanlar var, onları ne yapacağız? Onları, o dillerine pelesenk ettikleri, ama fırsatını bulduklarında adını dahi anmayacakları allahlarına mı havale edeceğiz.

Bu akşam bana bir email geldi. Emin Çölaşan`ın, bunları deşifre ettiği bir yazısını göndermiş arkadaşım. Yazının orjinali burada. Emin Çölaşan'ın 20 Nisan 2006 tarihinde yazdığı yazıyı kendi kaleminden okumak isteyenleriniz için.

Emin Çölaşan yazısında yayınevinin adını veriyor. Bu yayınevi, İlkokul 2. sınıfların Hayat Bilgisi dersi için test kitapçığı basmış. Okullarda öğrencilerin elinde geziyormuş. Test kitapçığının 9. sorusu aynen şöyleymiş;

Bak bak bak! yanıtlara bak sen! sizi kurnazlar siziiii! sizi şerefsizler siziii!

Bu ne ilk, ne tek, ne de son hayvanlık! okul kitaplarının ne saçmalıklarla, ne yanlışlarla, ne kurnazlıklarla dolu olduğunu yıllardır biliyordum da, artık dönüşü zor olan, sistemli bir beyin yıkamanın bu kadar alenen yapılması beni çok rahatsız etmeye başladı.

Çarşamba, Kasım 18, 2009

Ek bilgi

Yazmayacağım dedim ama, Pınar`ın Klubesi`ndeki yazıyı okuyunca, yazdığım ilk domuz gribi yazısına (yani sprey deneyimimizi anlattığım yazı) mutlaka bir ekleme yapmam gerektiğini, hatta bunun hayati önemi olduğunu gördüm. Bunu nasıl atladığımı düşünüp kendime çok kızdım;

Sağlık Bakanlığı gene üstüne düşeni anlatmakta yetersiz kalıyor. Diyor ki bakan, "kronik hastalığı bulunanlar aşılanacak". Şimdi elbette iyi güzel de, kronik hastalık derken bunu açacaksın ki milletin kulağına yer etsin, anlasın, "elimi yıkıcam olcak bitçek, bak başbakan bile elini yıkıcakmış, Türküz biz bize birşey olmaz, domuz gribi domuz ürünlerinden geçiyomuş, domuz yiyen domuz gribi olur, domuz ve saksağan zaten dünyadaki tek eşcinsel hayvan, ne bok çıkıyosa bunlardan çıkıyo" diyen millet var karşında...

Yazdığım ilk yazıda belirttiğim üzere ABD`de 2-16 yaş arası sağlıklı (alerjisi, astımı, kronik hastalıkları, burun akıntısı vb olmayan) çocuklara burundan sprey olarak yapıldı, yapılıyor. Bunun dışında kalanlar şırınga olarak aldı, alıyor. Burun spreyi aşıda yarı canlı virüs var, ancak şırıngadaki virüsler aynı normal grip aşısında olduğu gibi cansız.

Burun spreyi aşıyı astımı olanlara yapmıyorlar içindeki yarı canlı virüsten dolayı. O yazımda atladığım bölüm buydu işte! spreyin astımlılara ve diğer kronik hastalıkları olanlara yapılmayacağı, ama şırınganın yapılacağı...
Ancak zaten Türkiye`de yaşayanların cansız virüs içeren şırınga aşıdan olacakları için endişeye mahal yok.

Kronik akciğer hastalığı (astım gibi), şeker hastalığı, kalp rahatsızlığı olanların mutlaka aşı olması gerekiyor. Niye? çünkü domuz gribinden ölenlerin birçoğu öncesinde kronik hastalığı olanlar. Örneğin, astımın ne kadar çoluk çocuk demeden yaygın olduğunu düşünürsek önemi daha da artıyor.

Virüs akciğerlere yerleştiğinde, akciğerler savaşmak için balgam üretiyor. Ancak astım hastalarında bu balgamın dışarı atılacağı kanallar (boğaz, nefes borusu) çok dar olduğu için balgam ciğerlerde kapana sıkışıyor, dışarı atılamıyor. Böylece zatürreye açık davetiye çıkmış oluyor. Zatürre de zaten domuz gribinden ölümün başlıca nedenlerinden. Yani domuz giribine yakalananlar domuz gribinin kendisinden ölmüyor...

Özellikle çocuk astım hastalarının mutlaka aşı olması gerekiyor. Domuz gribinden hastaneye kaldırılanların çoğununun astımı var. O yüzden eğer ailenizde yukarıda saydığım kronik hastalıklar yada astımı olan varsa, hele hele çocuk astım hastanız varsa, mutlaka aşılatın!!!

Lütfen aşağıdaki linkleri tıklayıp okuyun, daha da bilgilenin

Burası
Şurası
Orası

Aha bi de burası

Bundan sonra bu konuda yazanın anasını eşekler kovalasın...yazmıycam ulan!
Now, get out!

Salı, Kasım 17, 2009

Minimui-3



Minimui`nin 3. sayısı çıktı.
Bundan sonra yurtdışı editörleri olarak dönüşümlü yazacağız. Yani bu ay sıra başka arkadaşlarda. Her ayın 15`inde çıkacak derginin bu sayısı da güzel bir içerikle çıktı. Keyifli okumalar...

Cumartesi, Kasım 14, 2009

abidik gubidik

Domuz gribi hakkında yazmayacağım bu sefer. Yoruldum.
Çeviri meviri yapmıştım üşenmeyip bir de, yazının üçüncü ayağını yazarım diye...
Aşıyı yaptırana oldu da bitti maşallah, yaptırmak isteyene kolay gelsin, yaptırmak istemeyene bol şans, kafası karışıklara da bilimden başka herşeye kulak tıkayın diyorum.

Domuz gribiyle ilgili olan ilk yazıma gelen bir yorumda diyor ki biri, "ne yazık ki herzamanki gibi çok yanlı ve ne biliim ülkeyi pek bi kötüler tipte olmuş. Açalyacığım senden daha ılımlı yaklaşımlar bekliyodum aslında"

Bana yanlış gelen hiçbirşey hakkında abidik gubidik yapmam.

Ilımlı yaklaşımlar görmek, devletin güdük, halka iyi anlatılamamış, halkın güvenini kazanamamış aşı politikasını görmezlikten gelen, nabza göre şerbet veren yazılar okumak için başka adreslere bakacaksınız. Sizi her zamanki gibi yanılttığım için üzgünüm.

Pazartesi, Kasım 09, 2009

Değerini bilemedik...

Atatürk`e 36 sene önce böyle selam duran nesil, O`nu özleyen son nesil olmasın...


Fotoğraf hakkında:
Yıl 1973, yer Balıkesir, ablalarım ve ben

Perşembe, Kasım 05, 2009

Domuz gribi aşısı -2

Dante`nin 20 aylıkken geçirdiği bir kaza sonunda yaşadığımız üzücü bir durumdan sonra, internet başında sabahlara kadar, gözümün önünde yıldızlar uçuştuğunu görene kadar, gözlerim kan çanağına dönene kadar, bu konu hakkında araştırma yapmaktan, aynı şeyi yaşamış insanların forumlarını okumaktan, sorulara verilen cevapları okumaktan kafamın kazan gibi olduğunu, kafamın karıştığını, adeta yaşama küstüğümü hatırlıyorum.
Tammo ise olaydan sonra, aklı selim bir bilim adamı ve soğukkanlı bir insan olmasından ötürü sadece güvendiği bir iki "hakemli" bilimsel websitesinde bu konuda yazılan bir iki bilimsel yazıyı okuduğunu ve kafasında bu konuyu bitirdiğini bliyorum. Artık onun gibi olmayı beceriyorum. Çünkü gözümle gördüm ki, rasyonel olmak için, doğru yerlerden bilgi almak ve soğukkanlılığını yitirmemek gerekiyormuş.

Bir önceki yazıma gelen, "doğal olarak" kafası karışmış yorumları da görünce, bunun ne demek olduğunu çok iyi bildiğimden, bu yazıyı da yazmayı borç bildim.

Gelen yorumlardan, internet üzerinden okuduğum Türkiye gazetelerinden ve telefonda konuştuğum Türkiye`deki yakınlarım ve arkadaşlarımdan öğrendiğime göre kafalar fena halde karışık.

Hatta bugün, diş hekimliği bölümünde okuyan ve hastanede pratik yapmaya giden yeğenimle chat`leşirken "aman dikkat et teyzem, hastanelere gidiyorsun, risk altındasın, aman diyeyim şu aşıyı yaptır" dediğimde, bana "ama teyze, domuz gribi aşısından biri ölmüş ve içinde civa varmış, bizim hoca bile yaptırmayacağını söyledi sınıfta" deyince artık Türkiye`de (zaten çoğu şey yanında) bu konuda da birşeylerin gerçekten yanlış olduğunu anladım.

Ben Türkiye`de yaşasaydım, bu aşıyı ilk yaptıranlardan olurdum. Niye mi? bakın, yaşadığım ülkede kimse birbirine dokunmaz, sarılıp öpüşmez, öyle olur olmadık zamanda el sıkışmaz, çocuklar bile öksürürken kollarının dirsek bölümüne öksürür (övünmek olsun yine anasını satayım, Dante bile öksürürken koluna öksürür) sabah akşam banyo yaparlar, ellerine zırt pırt mikrop öldürücü jel sürerler, otobüs, metro gibi şeylere ancak New York City falan gibi büyük ve kalabalık şehirlerde binilir, Amerika`nın geri kalanı daha otobüs nedir bilmez, yani toplu taşıma araçları hastalığın yayılması için çok uygun (bizim şehirde otobüs seferlerinde azaltmaya gidilecekmiş, yolcu eksikliğinden, bomboş otobüsler ve öyle sık sık da değil, 45 dk`da bir varsa şanslısınız), yani millet bizim gibi otobüslerde minibüslerde kucak kucağa gitmiyor...
Bugünlerde Türkiye`de, eğer otobüse biniyor ve durakta inmek için o kapı yanındaki demire tutunuyorsam herhalde aklım çıkardı. Yada yanımdaki könk könk öksürüyorsa otobüste...siz istediğiniz kadar elinizi yıkayın! Hastalık bu kadar yakın!
Bu saydığım şeylerin hangisi yapılır bizim ülkemizde? şapkanızı koyun önünüze, öyle bak "milletini aşağılıyor" komplekslerinden arınmış halde düşünün...Ben Türkiye`de yaşasam aşı olurdum hemen!

Bugün Dante`nin cimnastik dersinde karşılaştığım mühendis bir anne, Dante`nin aşı olduğunu öğrendiğinde, derhal nerede ve ne zaman yapıldığını ve hemen o da oğlunu götüreceğini söyledi. Burada insanlar spekülasyonlardan daha uzak, daha iyi bilgilendiriliyorlar, bilgiye ulaşmak için TV ve gazeteye kulak vermiyorlar.

Ülkenin başındakilerin bile bilim adamlarının dediklerine kulaklarını tıkadıklarını, halkı yanlış yola sürüklediklerini gördükçe deli oluyorum. Bakın, burada Obama`nın kızlarına, okullarındaki her çocuk gibi, domuz gribi aşısı yapıldı, Obama ve eşi de aşı olmak için, önce risk grubundakilerin aşısının bitmesini bekliyorlarmış.
Bizim liderlerin, salgın önlemi için halka örnek olmak için kollarını açıp uzatacaklarını, yada çocuklarını aşılatacaklarını geçtim, bir savaş halinde, aileleriyle beraber ülkeyi ilk terkedeceklerden olmayacaklarını kim garanti edebilir?
Bir ülke liderinin, "ellerimi yıkarım olur biter" deyip, milyonları etkilemesi yerine "haydi çocuklar aşıya" demesi, "baş öğretmen"in tahtaya latin harflerini yazmasıyla hafızalarımıza kazınan o güzel fotoğrafı gibi, onun da hemşireye kolunu uzatırkenki fotoğrafını görmeyi çok isterdim. Ama olmadı malesef...spekülasyona bile bile çanak tutuldu, eğitimli insanların bile aklı karıştırıldı...

Fazla konuşmaya gerek yok, sizi daha bilimsel bir ortama sokacağım şimdi.
Açık Radyo`nun, mikrobiyoloji ve enfeksiyon hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Selim Badur ve Sağlık Bakanlığı'nın oluşturduğu bilim danışma kurulunun da üyesi olan, İstanbul Tıp Fakültesi Viroloji ve İmmünoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şadi Yenen'le yaptığı röportajları okumanızı ve dinlemenizi tavsiye edeceğim. Ayrıca aynı yerde, Türk Tabibler Birliği`nin domuz gribi ile ilgili sorulara verdiği yanıtları bulabilirsiniz. Ayrıca, İngilizce bilenleriniz, ABD`nin sağlık konularında güvenilir kaynağı Centers For Disease Control and Prevention `ın bu konuda verdiği bilgileri ve Avrupa`nın, salgın hastalıklar araştırmaları hakkındaki önde gelen yayını Eurosurveillance` ın bu konudaki yazısını lütfen okuyunuz. Zamanım olduğunda, çevirisini yapıp buradan yazmayı düşünüyorum. Ben sizin için çevirisini yaparken, siz de bu arada üşenmeyin, Açık Radyo`nun bu hizmetini okuyun ve dinleyin lütfen! Çok şey öğreneceksiniz. Aklınızdaki o bulanıklık geçecek.

İlk defa gerçekten kastederek,
Sağlıcakla kalın...

Not:
Bu yazıyı yazdıktan saatler sonra Yok ki`den gelen yorumla, onun da bu konuda risk gruplarını da anlatan, bilim insanı hassasiyetiyle yazdığı yazısını gördüm. Daha da bilgilenmek için lütfen okuyunuz.

Çarşamba, Kasım 04, 2009

Domuz Gribi aşısı (sprey)



Dün, Moms Club aracılığıyla aldığım bir email üzerine, apar topar buradaki tüm arkadaşlara da email ile haber verdim "domuz gribi aşısı olmak isteyenleriniz yarın şuraya ve şu saatte gelsin" diye. Bugün, oğlunu aşılatmak isteyen doktor bir arkadaşım/komşum ile birlikte hastanenin yolunu tuttuk. 4 saatlik bir zaman diliminde 1000 dozluk aşılama yapacaklardı. "ulan şimdi millet birbirini eziyordur, park yeri de bulamayız, sıçtık!" diye de endişeliydik. Aşılama başladıktan 1 saat sonra hastanedeydik. Hastanenin, aşılama yapılacak binasının önüne "crime scene" şeritleri gibi sarı şeritlerle, insanları sıraya sokmak için labirent koridorlar yapılmış. Çevreye de 5 tane izbandut gibi güvenlik görevlileri koyulmuş. Şimdi Türkiye`de teknik olarak sorun değil ama, ABD`de kürtaj tü kaka olduğu için, kürtaj yapan kliniklerin önünde de güvenlik çok sıkı olur, önlerinde her daim bir gösteri olur falan ya, arkadaşla güvenlik bariyerini geçip sarı şerit yolun arsından yürürken "aha sıçtık, bunu da protesto eden var herhalde, grip aşısı yerine sopa yemeyelim burda" diye içimden geçirdim. Kapı önü güvenliğini anlamaya çalışırken, sıra da bitiverdi. Biz yanımıza üzüm almışız, elma almışız, meyve bıçağı almışız, cem cerez, snack almışız, sıkılmasınlar diye kitap oyuncak almışız, hani 1000 kişilik bir sıra bekliyoruz ya...Daha soluğumuz düzene girmeden sıra da bitti.

Aşılanacak kişiler, 2-16 yaş arası çocuklardı ve bunların sağlıklı olması, burnu akmıyor olması, normal grip aşısı olmuşsa 28 gun onceye kadar olmus olması, şeker hastası olmaması, astımı olmaması, alerjik bir yapıya sahip olmaması, yetişkin ise, evde 6 aylıktan küçük bebekle doğrudan temas halinde olması gerekiyordu.
Sprey aşının içinde civa yok! İçerik açısından normal grip aşısı ile pek farkı yok. İçinde civa olduğu söylenen şırınga aşıların ise civa oranı yediğiniz balıktaki, kutu ton balığındaki civa oranından daha fazla değil.

Aşılanacak çocuğun adını ve yaş aralığını yazıp bir imza karşılığında, aşı olunacak odaya girdik. Büyük bir oda, bir sürü masalar, masalarda da hemşireler. Sırayla, işi biten hemşirenin yanına gönderiliyorsunuz. Daha önce Dante`ye anlatmıştım ne yapacaklarını. Hasta olduğunda saline ile burnuna sürekli tecavüz ettiğimiz için artık olayı kanıksamış halde, kucağımda oturdu, daha elindeki bisküvisini ısırmaya yeltenmişti ki, (daha önceden okuduğumdan kafasını sabitlemem gerektiğini biliyordum) kafasını seviyormuş gibi tutup sabitledim. Hemşirenin de eli ne çabukmuş hayran kaldım, zort diye kaleme benzeyen bir tüpün 2 cm`lik ucunu ardı ardına burnuna sokup spreyleyiverdi.
Dante daha "nerdeyim, ne oldu bana" diye afallamışken, "oğlum çek burnunu iyice" dedim. Bilir burnunu sümkürmeyi de, çekmeyi de. Fırt diye burnunu da çekti. Kalktık, işi biten her çocuğa "yeah! you did it! good job!" diyen kapıya sırf bunun için dikilmiş tezahüratçı hemşire eşliğinde çıktık. İkinci ve sonuncu dozu da Aralık ayında spreyleyecekler.

Günlerdir Türk gazetelerinde domuz gribi aşısı diye gösterdikleri bir resim var. Kızın kafasını 5 kişi tutumuş, kız da doğal olarak dünyanın sonu gelmiş gibi çırpınıyor. Yada "Domuz gribi aşısı Türkiye`ye geldi" haberi altında korkutucu, nedense koca bir şırınga resmi var.
Burada, 2 yaşın altındakilere şırınga ile ama 2 yaş üstüne burundan sprey şeklinde. Sprey de, mist işte, pıst pıst oldu da bitti maşallah şeklinde. Korkulacak birşey yok.

Ülkenin başındaki kişi elini taşın altına koymuyormuş!!! Sen yaptıracaksın ki, "ümmet" dediğin millet de arkandan gelecek. Binlerce insanın ölebileceği bir salgın ülkeye giriş yapmış, hergün ölüm haberleri alınmaya başlanmışsa, nasıl iş oy vermeye geldiğinde sabahın köründe gazete flaşları önünde ilk oy kullanan sen oluyorsan, böyle bir salgından milletini korumak için, aynı flaşlar altında, göstere göstere kolunu uzatacaksın hemşireye...sonra, "en az üç çocuk yapın" dediğin milletin üç çocuğundan biri domuz giribinden öldüğünde bunun vebalini nasıl taşıyacaksın?!

Haydi çocuklar aşıya!