"Çok iyi çay demlerim" dersen, alırsın başına belayı. Millet haklı olarak soruyor şimdi. Eh tabi "üç kulluvallah bir elham, bilmiyorsanız ettehiyyatü okuyun çayınız çok güzel olur, Allah yardımcınız olsun" demek isterdim ama, üzgünüm iş sizde bitiyor.
Annemle babamın evinde çay çok önemlidir. Bu hassasiyet biz üç kızkardeşe de geçti. Babam, ağzına layık bir çay olmamışsa (ki nadiren), koca bir demliği boşaltmaktan hiç çekinmez. Kahveye gitmez, dışarıda da her çayı içmez, çayını sevdiği insanları kayırır falan. Bok varmış gibi, tüm aileyi de kendi gibi çay müşkülpesenti yaptı. Biz de evde mükemmel çay içince, dışarıda çay içemez hale geldik. Hani her insanın çayı farklı lezzette olur ya, annemle babamın demlediği çaylar her zaman aynı lezzette olur. Şimdi aynı durum bizim evde de geçerli. Tammo'ya öğrettim çay demlemesini ve ikimizin de çayı aynı lezzette oluyor. Tammo eskiden çayına süt katardı, gıcık olurdum. Birkaç senedir alıştı bizim gibi içmeye. Annesi de süt katardı, şimdi ziyarete geldiğinde ince bellide tavşan kanı çay içmeye bayılıyor.
Babam, böyle güzel çay demlemeyi nereden öğrendiğini soranlara, bir Rus romanından öğrendiğini söylüyor. Romanın adını unuttum malesef.
Tabi bunlardan size ne değil mi? sadede gelelim de çay kabız olmasın;
- Mutlaka duymuşsunuzdur, güzel çay porselen demlikte demlenir diye. Halt yemiş onlar. Benim demliğim normal demlik işte, paslanmaz çeliklerden. Ha yeşil çay demleyeceksinizdir, o halde elbette porselende sunmak hoş olabilir. Konumuz siyah çay. Benim demliğimden güzel çay çıkıyor, demek ki porselenle alakası yok...
- Babamla annem, çayı demlemeden önce, kuruyken, üstüne soğuk su koyup, bir kere süzdüklerini, tozu vs. süzüldüğü için bulanık olmayan, daha duru bir çay elde ettiklerini söyleseler de, ben üşendiğim için süzmüyorum...onların çayı evet daha güzel oluyor ama bence elzem değil. Mükemmelin de mükemmelini içmek benim hakkım diyorsanız, süzersiniz.
- Buranın suları sert, kireçli. Benim umrumda değil. Yani demek ki musluk suyunun kireçsiz olması gerekmiyor. Yani illa şişe suyuyla demlemek için kasmanıza gerek yok.
- Ben Çaykur'un Filiz çayını ve yine Çaykur'un Tomurcuk çayını birlikte kullanıyorum. (Reklam falan almışlığım, bu markalar ile bedava çay kazanmışlığım yok)
- İki kişinin bir kahvaltı boyunca, ince belli Paşabahçe aida'larla toplam (yaklaşık) 10 bardak çay içeceğini varsayalım. Buna göre, 5 yemek kaşığı (ne silme, ne tepeleme) çay ve yaklaşık yarım yemek kaşığı tomurcuk çayı yeterli oluyor.
- Demliğiniz kaynadığı zaman (yok kaynaması durunca çaya dökeceksiniz falan filan, aldırmayın, kaynak kaynak dökün, ben öyle yapıyorum) çayın üstüne suyu dökün. Su miktarı önemli. Normal boyutta bir demlik ise, yukarıdaki çay miktarına göre, demliğin içindeki delikleri biraz geçecek kadar su koysanız yeter. Suyu koyunca, çay yukarı doğru çıkacak ya, çay kaşığı ile hafifçe bir karıştırın.
- Çayı demleyince demlikte suyunuz azaldı diye sakın demlik altına soğuk su koyup üstüne de yeni demlediğiniz çayı koymayın. Ne yapın ne edin, yan tarafta mutlaka kaynamış su bulundurun ki anında alt demliğe kaynamış su takviyesi yapabilesiniz. Demek istediğim, çayın altı her daim, başından sonuna, tıkırdamalı.
- Çoğu gitti azı kaldı...15 dk, en fazla 20 dk'da çayınız hazır. 15-20 dk sonra demliğin kapağını açın bakın, çay dibe çökmüş olması lazım. Baktınız 20 dk'da hala çökmemiş, çaya çomak sokmaya çekinmeyin. Bir çay kaşığıyla, hafifçe çayın keyfini bozun, fazla rahatsız etmeden, kaşığı içinde bir kere çevirin. Çay hemen dibe çökecektir. Dibe çöktüğünde, oraya buraya serpilmiş sarımtırak bir köpük çıkmışsa yüzeye, çayınız olmuş demektir.
- Aida bardaklarına (bunda da reklam yok, benim bardaklar ondan da o yüzden diyom) 1/4 oranında dem, gerisini kaynamış su koyun. Elbette demini kendinize göre ayarlayın da, bu tavşan kanı oluyor, o yüzden...
- İçine süt, limon, kakule, tarçın gibi sonradan devşirme zımbırtılar koyarsanız, bu tarifimle yapmanıza gerek yok. O zımbırtıları eşek sidiği gibi çaya da katsanız olur. Çayı adam gibi için, kakuleli çay içecekseniz de karşıma çıkmayın.
Ders bitti, get out!
Ek Ders:
- Demliğin altını kaynatırken, üst demliğe çayı koyacaksınız ki altan gelen buharla azıcık tava gelsin.
Ne olduysa oldu, cimnastik derslerinde uysallaştı, söz dinler oldu. Artık öğretmeni nasıl yapmasını istiyorsa öyle yapıyor. "Ellerini beline koy Dante, bacaklarını aç, kapat ve zıplayarak ilerle!"...yada trampolinde başkası zıplarken ortaya atılıp o da zıplamak istemiyor artık. Kenarda oturup sırasını bekliyor. Sıra ona geldiğinde biraz zıplayıp, komut gelince sırasını başkasına verip kenarda oturuyor.
Böyle güzel güzel zıplayıp ilerledikten sonra, arka planda çalan müziğe de kulak verdiği oluyor. Diğer çocuklar, yaptıkları şey için tekrar sıraya girerken, bizimki müziği ta içinde algılıyor olmalı ki, kimseyi umursamadan biraz dansediyor, sonra koşa koşa sırasına giriyor. Bir de bana "anne danset!" diyor kendi dansederken. Ben de başlıyorum dansetmeye...bizi ana oğul deli sananlar vardır. Ne bileyim en azından garipseyenler falan. Bizim sınıfın annelerinin çoğu görev bilinciyle, çocuklarının takla atması için olağanüstü çaba harcıyorlar. Çocuklar da 2-3,5 yaş arası bebeler yahu.
Herneyse, önceki günkü derste, bir ara Dante uzun trampolinin sonundaki büyük süngerin üstüne atlayıp boylu boyunca, keyifle uzandı. Yukarıdaki pervaneleri bana gösterirken diğer bir erkek çocuğu da süngerde dengesini kaybedip Dante'nin üstüne düştü neredeyse yavaş çekimde, yumuşak bir şekilde. Sonra çocukcağız Dante'nin üstünden kalkıp kendini kurtarmaya çalışırken, süngerin de yumuşaklığından bir türlü başaramadı. Dante de, yatmış, yattığı yerden şaşkın şaşkın, yüzünde şebek gibi bir gülümsemeyle olup biteni izliyor. Çocuk da baktı kocaman, pofidik süngerde ayaklanamıyor, bıraktı kendini. Bu arada eller, bacaklar birbirine karıştı, sevgi kelebeği gibi oldular birden, ben olayı gülümseyerek izliyoruum falan filan derken, o an şeytan dürttü, (insanların olaylara verdiği tepkileri yüzlerinde, gözlerinde görmeyi çok sevdiğimden) çocuğun annesini izlemeye koyuldum. Kadın, çocuğunun düştüğü durum karşısında, sanki kendisi benim üstümde debeleniyormuş gibi rahatsız olmuş belli ki, ağzı bir tarafa, burnu bir tarafa kaydı, gözlerini kırpıştırmaya başladı. Boğuk, ne yapacağını bilmez bir sesle, "X gel buraya! hemen şimdi!" diye atıldı. Çocuğunu kaptığı gibi indirdi süngerden (Dante'nin üstünden).
Ben olanları, meşhur tavuk gülüşümle izliyorum. Çocukların durumu zaten komik, bir de annenin su yüzüne çıkan kompleksleri, cinsel kaygıları, sorunları beni daha da güldürdü. En sonunda eli ayağı seğriyen kadıncağıza "oh come on, relax!" ("aman allahaşkına rahatla azıcık") deyip kıkırdadım. Kadın beni duymamazlıktan gelip, oğluna takla attırmaya çalışıyor zorla. Surat beş karış, sesi titrek, eli ayağına dolanıyor belli. Ulan sanki çocuklar oracıkta s.eviştiler iki arada bir derede! Neyse ki düştüğü şapşal durumun farkına varmış olacak ki, ders boyunca yanımda bitip Dante'ye laf atıp, sevimli sevimli birşeyler söyledi...suratımda donup kalmış bir gülümseme ve şaşkınlıktan kalkmış iki kaşımla, kadının zavallılığını düşündüm durdum ders boyunca..
Bu çocuklar daha 2 buçuk yaşında. Erkek mi, kız mı olduklarını bile bilmiyorlar. Sizinkileri bilmem, en azından benimki bilmiyor. Yada bunu dile getirmiyor. Bazen lazımlığında otururken pipisiyle oynuyor, hoşuna da gidiyor. Hatta "anneee/papa bak Dante pipi tut (tutuyor demek istiyor)" deyip, gözler sabitlenmiş, ağzında gevşek bir gülümsemeyle, gözümüzün içine baka baka yapıyor bunu. Bizden herhangi bir dikkat çekici olumlu yada olumsuz tepki almadığı için de, kısa sürede dikkati başka yöne kayıyor.
Şimdi düşünsenize, bu kadının çocuğu büyüyünce, oldu ya, eşcinsel oldu? Kadının tepkisini düşünebiliyor musunuz? Kadının hayatı, böyle masum durumlarda bile şimdiden zehir oluyor belli. Böyle bir durumu doğal karşılayamayacağı için de, hem kendinin hem de oğlunun hayatını zehir edecek muhtemelen.
Aman neyse işte, böyle durumlarda rahat olmak lazım. Kendi zayıflıklarımızı, hazımsızlıklarımzı, hamlıklarımızı çocuklara yansıtmamak lazım. Çocuklarda cinsel eğitim konusunda yazmaya başlayacağım. Bir zamanlar, 8 aylık hamileyken, anne sütü ile ilgili üç bölümden oluşan bir yazı yazmışım. O yazı dizisinin çoğu insana ışık tuttuğunu biliyorum, çok ziyaret edildiğini de biliyorum. Çocuklarda cinsel eğitime de el atmanın zamanı geldi. Çok önemli, doğru yapılmaması halinde neler olduğunu (uzağa gitmeye gerek yok) şöyle bir etrafınıza, yada ne bileyim kendinize bakarak görebilirsiniz.
Daha önce herhangi bir blogda ele alındı mı alınmadı mı bilmiyorum. Yazıldıysa amenna, yazılmadıysa gelir okur, bilgilerinize cila vurursunuz.
<><><><><><><><>
Bu yazı dizisine başlamadan önce, biraz Dante videoları, resimleri serpiştireyim de, facebook'ta görme şansı olmayanların gününü şenlendireyim. (bu çocuk ergen olunca ağzıma sıçacak bu videolardan ve resimlerden dolayı ya hadi bakalım)
Play for Change (ileride "doğa için söyler" de, şimdi eğitim masraflarını çıkarsın :oD)
<><><><><><><><><>
Çok güzel "külahla dondurma" der de, o an şaşkınlıktan "şıllap şullop" diyesi geldi, bana da bunu yakalamak nasip oldu :oD
<><><><><><><><>
Bu geçen aydan bir video, oması burdayken. Biz birşey verince ailecek biraradaysak "taenk yu" der her zaman. Bu aralar "taenks!" demekle yetiniyor. Babasına her zaman "danke şön" der istisnasız, bana da teşekkür ederimi diyemediği için "temkeşöm" diyor. Birkaç gündür çok güzel "yor velkım" demeye de başladı. Bir de koluna öksürdüğü anı videoya çekebilsem tam olacak.
<><><><><><><><>
Bu da, geçen hafta günlerce süren, hayatı felç eden, durmaksızın yağan yağmurlar sırasında çekildi. Çocuğun gördüğü ilk yağmurdu, o kadar uzun sürdü ki, şaşkınlığından bu gereksiz şarkıyı bile ezberledi.
Ayça ebelemiş beni. Şu sıralar, sobeler havalarda uçuşuyor. Kimi tıklasam birşey için ebelenmiş. Bu seferki sobenin konusu, "hakkımızda bilinmeyen 7 ilginç şey".
Ta 2007 yılının Şubat ayında (yani tam 3 sene önce) üç blog arkadaşım ebelemiş beni bu konuda ve ben de yazmışım. O zaman 7 aylık hamileymişim...vay be!
O yazımı okuyup bir de şu eklediklerime bakarsınız, tabi canınız isterse;
- Hiç doğayla barışık bir insan değilim. Örneğin, köye ziyarete gittiğimde (her ne kadar tarlada çalışsam da) ne tarlada çalışmayı severim, ne de ailecek yapılan doğa yürüyüşlerine katılırım. "Aha karşımıza ayı çıkacak!", "ya kurt saldırırsa?!", "hööyt! şurdaki çıtırtı ne?" demekten korku içinde etrafımdakileri de çileden çıkardığım için evde kalıp TV seyretmeyi, kitap okumayı tercih ederim. Bir keresinde, Tammo ile yeni tanıştığımız sıralarda, Bördübet mevkiinde (Marmaris'i bilenler bilir) gece, deniz kıyısında ay ışığında romantizm yapalım diye heveslenmişken, dolunayın yükselmesini beklerken, bizden başka kimse olmamasına rağmen, arkamızdaki ormandan her an bir ayı (tecavüzcü bir ayı da olabilir farketmez, hepsi ayı işte), çıkacak diye ödüm bokuma karışmış, geceyi Tammo'nun burnundan getirmiş, dolunayın çıkmasını beklemeden, oradan kös kös ayrılmak zorunda kalmıştık.
- Nerede nasıl konuşulması gerektiğini her normal insan gibi bilip öyle yapsam da, yeri geldiğinde çok pis küfür ederim. Hiç de utanmam. Ağzım bozuktur ama her zaman değil. Küfür ettiğim zaman, öyle güzel ederim ki, karşımdaki insan kendini asla rahatsız hissetmez. (tasavvur edemediniz değil mi? tanısanız anlarsınız) Arkadaşlarım hep derdi, şimdiki arkadaşlarım da der, "küfür etmek bir insanın ağzına bu kadar mı yakışır?!" diye.
- Beni ebeleyen Ayça'ya kendimi yakın hissetmem bir yana, ortak yanlarımızı da görünce seviniyorum. Örneğin onun da çok kısaymış saçları bir zamanlar. Saçımın çok kısalığı yanında, bir de üniversite yıllarında iyice abartıp, saçlarımın arkasını baklava şekilli kazıtmıştım. O zamanlar kimsede yoktu elbette, cesaret edemezdi kimse sokakta öyle dolaşmaya...Ankara'da askeri kız öğrenci yurdunda kalıyordum, yan taraftaki orduevinin deli bir kuaför eri vardı. Onun haltıydı bu ve benim çok hoşuma gitmişti...Kampüste epey sükse yapmış olacak ki, masasının etrafından ayrılmamasıyla ünlü bir hoca, saçımın arkasındaki şekilleri görmek için benim oturduğum sıraya kadar gelip geri dönmüş, akabinde, o hocanın tüm derslerinden kalmış, yıl tekrarlamış, zar zor mezun olmuştum. Bu saçım yüzünden başıma gelen tek halt değil elbette. Saçımın cesur şekli şemali, o zamanlar kimsenin cesaret edemediği ağı düşük pantalonum, postallarımla (o zamanlar o tarzı seviyordum, yine olsa yine yaparım da, şimdi kıçımızın kılının ağarma arifesinde yakışmaz, herşeyin bir zamanı var) okulda beni le.zb.iyen sanıyorlarmış da haberim yokmuş. Yıllar sonra bir arkadaşım itiraf etmişti, çoğu insanın öyle sandığını. Kulaklarıma inanamamıştım. Oysa o zamanlar aşık maşuk olduğum bir erkek arkadaşım vardı, başka okuldan olduğu için kimse bizi görmezdi de ondan öyle zannediyorlardı sanırım.
- Çok iyi bilardo oynarım. Çok iyi hem de...Tammo benimle asla bilardo oynamak istemez o yüzden, ki o da çok iyi oynar bilardoyu. Sadece bilardo da değil, çok iyi masa tenisi oynarım, rakip tanımam, ezer geçerim.
- Şiir yazmayı çok severim. Son yıllarda boşladım bunu. Bir zamanlar çok içindeydim şiir yazmanın. Annemden etkilenmiş olabileceğimi düşünüyorum. Örneğin, üniversitedeyken, bir sınavda "nar" ile ilgili birşeyler yazmamız istenince, oracıkta yazıverdiğim (sınavdan 100 almama sebeb olan) İngilizce bir şiiri, şımarıp da bu salak websitesine göndermiş, salaklığıma doymamıştım (copyright tarihine aldanmayın, her yıl tarihi değiştiriyorlar galiba, yoksa neredeyse 12 yıllık bir şiir bu).
- Yemekten bahsetmezsem olmaz. Domatesi çok sevmeme rağmen, asla domates ve yumurtayı aynı anda yiyemem. O nasıl iğrenç bir birleşimdir kardeşim! (bu "birleşim" sözcüğüne "kombin" diyormuş bu aralar birçok kişi, kombin aşağı kombin yukarı olmuş moda bloglarında... şikayet geldi zaten, ona da bir el atıcam hele!) Bir de, fırında balığa domates konursa kusarım...düşününce bile kusacak gibi olurum. Balığı mahvetmek için uydurulmuş bir zırva diye düşünüyorum, nacizane...Sonra, harika çay demlerim, bu da babamdan öğrendiğim şeylerden biridir. Babasının kahvehanesi olan bir arkadaşım, benim çayım kadar güzel bir çayı hiçbir yerde içmediğini söylemişti. Bir de, bu harika çay ile mutlaka tam yağlı beyaz peynir yemeyi severim. Üst damağımda beyaz peyniri ezer, üstüne çay ile cila çekerim. Bunu yaparken, bundan daha lezzetli birşey olmadığını düşünürüm. Sabah çay içeceğim diye, gece uykuya mutlu mutlu dalarım. Bu arada Tammo'ya da öğrettim iyi çay demlemesini, becerikli adamdır, boynuz kulağı geçti!
- Yalnız kaldığım zamanlarda yapmaktan en çok zevk aldığım şeylerden biri, burun karıştırmaktır. Burun karıştırmanın en zevkli olduğu zamanlar ise, bir soğuk algınlığının bitmesinin akabindeki birkaç gündür. Bilen bilir...
Sobelenmeyen kalmadığı için kimseyi sobelemiyorum.
Bir önceki yazıma gelen yorumlardan birinde bir okuyucu, Türkiye'de Haiti için giyecek yardımı toplayan bir kurum yada şirket olmadığını, çocuklarının küçülen veya artık kullanmadıkları giyecek ve oyuncaklarını ne yapacaklarını bilmediklerini üzülerek söylemişti.
Ona yazdığım yanıtı, burada açmak istiyorum.
Çocuk Esirgeme Kurumu'na bağlı yurtlarda son yıllarda ortaya çıkan her türlü taciz olayları (rızaen alıkoyma, ırza tasaddi (tecavüze teşebbüs), cinsel taciz, fiili lavata, fiziksel istismar, fuhuşa teşvik, ırza geçme vb. ) gibi olayları deşmek, buradan çemkirmek isterdim. Ancak yapılması gereken bir iş var ortada. Gönüllülük, bağış, yardıma muhtaç çocuklar sözkonusu olunca, çemkirmek yerine, bilmeyenlere yol göstermek boyun borcu oluyor. (bkz. Öğreten kadın, Açalya)
Şimdi sadede gelelim, Türkiye'de de kaybedecek zaman yok! Nasıl mı? :
Çocuklarınızın küçülen ve iyi durumdaki (yırtık, sökük, lekeli, yamulmuş değil ama haa!) giyeceklerini ve kırık dökük olmayan oyuncaklarını, eğer verecek eşiniz dostunuz yoksa, bunlara çok ihtiyacı olan Çocuk Esirgeme Kurumu'nun her ilde bulunan yurtlarına, sevgi evlerine, çocuk evlerine bağışlayabilirsiniz.
Örneğin, (algıda seçicilikten bu örnek) Çocuk Esirgeme Kurumu'nun İzmir Karşıyaka Çocuk Yuvası websitesine girdiğimde, üst sağ köşede İhtiyaçlarımız adı altında link vermişler. Girin bir bakın...ıslak mendilden tutun da bebek şampuanına kadar birçok ihtiyaçları var. Eminim giyecek ve oyuncak da kabul ediyorlardır. İletişim adı altındaki linkten girip telefon numaralarını aramak isteyebilir, birebir konuşmak, ayrıntı öğrenmek isteyebilirsiniz. Aşağıda yorumlara bir bakın, orada Lapis Lazuli'nin verdiği bir örnek daha var, okuyun. Sonra da bu yardımsever gönüllü grubun websitesini ziyaret edin. Bunlar sadece birer örnek... Siz de, Çocuk Esirgeme Kurumu'nun resmi websitesine girip oradan, bulunduğunuz ildeki yurt ve bakımevlerinin telefonlarını arayıp, ne yapacağınızı bilemediğiniz giyecek, oyuncak gibi "ayni yardım"larınızı nasıl bağışlayacağınızı sorabilirsiniz.
Sadece "ayni" ve "maddi" yardım değil, aynı zamanda gönüllü annelik de yapabilirsiniz. Biz yurtdışında yalnız büyütüyoruz çocuklarımızı. Türkiye'de anneanne, babaanne gibi seçenekleri olan çok insan var. Bir haftasonu, bir yarım gün, çocuğunuzu ninesine vs. bırakıp, bir çocuk yuvasında gönüllü annelik yapabilirsiniz. Çocuklarla resimler yapabilir, oyunlar oynayabilirsiniz, hikayeler okuyabilirsiniz. Yada ne bileyim, "bıkmadım ben alt değiştirmekten, dünyadaki tüm çocukların altını değiştirebilirim" yada "yine olsa yine yaparım" diyor olabilirsiniz, gidip bebeklerin altını değiştirip, mamalarını yedirebilir, ninni söyleyip uyutabilirsiniz.
Geçen hafta verdiğimiz bir koca torba yetişkin ve çocuk ayakkabısından sonra, bugün de bir koca kutu çocuk kıyafeti Haiti'ye gönderilmek üzere yola çıktı.
Tiny Revolutionary tshirtlerini çok seviyorum ben. Dante'ye aldığım zaman kendimi çok iyi hissediyorum. Niye mi? aldığım her tshirt ile bir iyilik yapıyorum da ondan. Websitelerini gezin, üç modern kadının kurduğu bu şirket hakkında çok güzel şeyler öğreneceksiniz.
Herneyse, bunların Facebook'taki sayfalarına üyeyim. Haiti depreminden kısa bir süre sonra, Facebook'taki sayfalarının duvarında bir öneride bulundum. 431 üyeye çağrıda bulunmalarını, bu üyeler, çocuklarının küçülen kıyafetlerini, Haiti'li çocuklara gönderilmek üzere, Tiny Revolutionary'nin vereceği bir adrese göndersinler diye önerdim. Yanıt hemen geldi. Fikir çok hoşlarına gitmiş.
Kendileri de ellerindeki çok hafif defolu olan çocuk tshirtlerini Haiti'ye göndermeyi düşündüklerini, bu fikri de hemen organize edeceklerini söyleyip teşekkür ettiler. Birkaç gün içinde harekete geçtiler, organizasyonu yaptılar. Facebook'ta duyurularını yaptılar.
12 yaşa kadar olan ve küçülen çocuk kıyafetlerini, verdikleri adrese mümkün olduğunca tez göndermenizi rica ediyorlar. Türkiye'den yada başka ülkelerden göndermek tuzlu olur belki ama, Amerika'da yaşayan arkadaşlar üşenmeyip garajlarına, gardolaplarına bir el atıversin. Adres, fotoğrafın içinde.
İmza: Bu aralar fena halde yardım damarı tutan Açalya.
Ashley sormuş Beste'nin blogundaki "çantaların içindekiler" sobesindeki ikinci yorumunda, "mim" ne demek? diye.
"Öğreten adam" huyum kurusun. Ben böyleyim işte. Hep böyleydim. Keşke öğretmenlik yapsaymışım (Tammo hala yapmam gerektiğini söyleyedursun, hiç öyle ciddi bir niyetim yok). Ashley'nin sorusunu görünce dayanamadım. Sanki blog benim blog, öğretme fırsatı doğdu ya gene, başladım yorum bölümüne yazmaya. Yaz, yaz, anaa bir baktım koca bir yazı çıkar bu cevaptan. "Beste beni blogundan sepetlemesin, bunu kopyalayıp kendi bloguma koyayım" dedim. Ashley, nelere kadirsin bak, bana bir yazı yazdırdın. Sorunla bin yaşa emi! niye? çünkü blog yazmaya başladığımdan beri gözümü tırmalıyor bu sözcük de ondan.
Bu `mim` denilen blog oyununun adı Türkçe'de yanlış. Birisini mimlemenin aslında çok da güzel bir anlamı yok. O kişinin yaptığı, dediği birşey (yada yaptığı sanıldığı birşey) yüzünden isminin bellenmesi anlamına gelir ki, bunu resmi makamlar yapar. Genelde olay politiktir. 30 yaşın üstündeki nesil bunu çok duydu, yaşadı. Yada mesela, biri çok gevezedir ve böyle oldugu için arkadaşları arasında mimlenir. Kimse onunla fazla muhabbet etmek istemez.
Şimdi `mim`in sözlüklerde yazılan sözcük anlamına bakalım, birkaç anlamı var:
# Arap alfabesinin yirmi dördüncü harfinin adı.
# Biten bir yazının altına konulan işaret.
# Bir oyuncunun herhangi bir davranış veya duyguyu yüz ve vücut hareketleriyle anlattığı komedi türü.
# Bu türü gerçekleştiren sanatçı.
# Eski Yunan ve Roma'da yaşamı, töreleri taklit amacı güden komedi türü.
# Kaynaktaki anlamıyla oynamak, oyuncu; yalnızca hareketlere dayandırılan sözsüz oyun.
Şimdi yukarıdaki hiçbir örnek ve anlam, blog dünyasında dolanan "seni mimledim şekerim, kolay gelsin"le ilgisi yok değil mi? yok!
Onun yerine en güzel sözcük, "sobe" olabilir. "Sobelemek", "Ebelemek". Birisine "elim sende!" der gibi "sobeledim seni, ebe sensin şimdi! sıra sende!" demek gibi birşey. Yada "topu atmak, pas vermek" de olabilir bence.
Ders bitti, now get out!
EK DERS: (24 Ocak)
İngilizce blog dünyasında bir sözcük vardır bu bizim yaptığımız oyun için kullanılan. "Blog meme" diye. "Mim" diye de telaffuz edilir. Bir kültür içinde, kişiler arasında, ondan ona yayılan fikir, tarz, davranış, yada kullanış biçimi diye çevirebiliriz anlamını "meme"in.
Dilimize giren ve telaffuz edildiği gibi yazdığımız birçok İngilizce sözcük gibi kullanılmaya başladığından hiç şüphem yok. Ama elbette bunu başlatan kişi, yıllar içinde bu sözcüğün bilgisayar dünyasındaki İngilizce anlamını bilmeyen kişiler tarafından, gerçekten de Türkçe'deki o olumsuz anlamı gibi "mimlemek" olarak kullanılacağını bilemezdi. Çoğu blogcu bu sözcüğün aslında "meme" diye yazıldığını bilmiyor.
E şimdi "hadi şekerim seni memeledim, yaz bakalım" da diyemeyeceğiz. "Mimlemek" de iyi bir anlamda değil. İki ucu boklu değnek. İlla Türkçe bir sözcük bulalım diye bir çabam yok. Zira artık diller evrenselleşiyor. Bundan kaçmak olanaksız oldu. Ancak bu "mimlemek" yakışmadı. "Blog meme"in telaffuzu bizim dilimize girdi ama, başka bir anlama yapıştı kaldı. Benim derdim bu işte. Yoksa, "Oturgaçlı götürgeç" gibi takıntılarım da yok. "Bilgisayar" sözcüğünü çok severim o ayrı!
Hakkımda söyleyecek çok şey var da...kısaca, her gece, dünyanın en güzel iki insanıyla birlikte uyuyup, sabah onlarla birlikte uyanıyorum...var mı ötesi?!
YARDIM PİLİİİZ
-
Benim blogun şu sağ tarafındaki tüm "uyarı","blog
arşivi","etiketler""profil" falan şeysi neden bloguun eeeen altına gitmiş?
Ve onları tekrar sağ tarafa na...
Kime güveneceğiz?
-
Türkiye’ye taşınalı üç seneyi geçti. Üç senedir çözemediğim birçok şey var
bu memlekette. Polisin ne işe yaradığı da bunlardan biri… Öncelikle şunu
söyleye...
Politik Mim
-
Şu ana kadar aldığım en değişik Mim'i yanıtlıyorum. Sorular tema dışı
olmakla birlikte Özgüranne'nin Anne'si hazırlamış olduğundan bir annelik
karışmış ola...
Ritim
-
Bana ait değil bu fotoğraf. O yüzden istediğim kadar sevmekte özgürüm.
Sevdiğimi söylemekte de. Ruhunda bir ritim var. Siyah ve beyazlar piyano
tuşlarından...
Ertuğrulun Bez Arkadaşı Namık
-
Tanıştırayım
Bu Namık,
Kendisi benim bezden oğlum olur.
Torun doğacağı zaman,daha annesi yeni hamileyken bendeniz buldumcuk
olaraktan hazırlıklara başlamı...
Pek Siyasi Sobe
-
Özgür Anne sobelemiş. Ebelik görevimi yerine getireyim.
Kurallar
* Mimi gönderen bloga link veriyorsunuz. *(verdim)*
* Üç kişiyi mimliyorsunuz ve mimlediği...
Topuklarin nokta nokta bas gelin
-
Evim tam ev oldu. Geleni gideni eksik degil. hatta mart ayinda sunlar sunlar
geliyor, siz su aya gelin gibi ayarlamalar bile yapar oldum. Genelde yatili
mi...
special thanks
-
Alışveriş çılgınlığıma internet siteleri ile olanak sağlayan
Bitenekadar.com
Tchibo.com
Kipitap.com
Cogitoy.com
Simplycolors.com
Hepsiburada.com
Alisveris....
SOGAN DOLMASI VE BADEMLI PILAV
-
Benim sevgili arkadaslarim, hepinize agiz tadi ve saglikla merhaba. Tekrar
guzel yorum ve desteklerinize binlerce tesekkurler, hersey yolunda cok
sukur...
Yor wey değil ulan!
-
Filipinler’de hani televizyona bir makine bağlıyorsun, ucunda da mikrofon.
Sonra bir şarkı koyuyorsun, sözler çıkıyor. Sonra şarkıcılık oynuyorsun.
Kareoke...
Sil bastan 79!
-
Ne ileri ne geri be gunluk, ayni basladigim gibi, mehteran gibi:(
Ama iyi yonunden bakacak olursak, kilo almamisim:)
Ve basliyoruz, 3 ana ogun, 3 ara og...
Noah Deniz 11 aylık
-
Oğlum bal böceğim...
Yerinde duramayan, keşfeden, merak eden, yılmayan bebeğim benim.
11 aylık olduğun gün, bugün tam on değil, onbir değil oniki bağımsız ad...
Doktorum sezeryancı mı?
-
Şifa Hastanesi'ndeki nahoş tecrübeler sonrası doktorumuzu değiştireli henüz
2 ay bile olmamışken beni yine bir şüphe, bir huzursuzluktur aldı..
Aslında bu ...
İşte öyle güzel bir gündü...
-
Genel olarak güzel haberlerin alındığı bir gündü. Bak kolay kolay güzel bir gündü bile diyemiyorum ama sonuç olarak güzeldi işte.Glukoz testini geçtiğimi öğr...
Mor Takı'nın Zarif Jesti
-
Mor Takı'nın zarif jesti yerine jestleri desem daha doğru olacak. Malum
taşınma derdinde olduğumuzdan bu güzellikleri paylaşmakta geç bile kaldım.
Ürünleri...
ANTALYA MI???
-
Ece'm hayallere baslamis, hatta oturup yazmis, belli mi olur, olur mu olur.
Belki boyle bir tekme gerekiyordu bir takim yeni planlar icin.
Hele bir gidelim ...
SÜPRİZ
-
Arkadaşlar hepinize kucak dolusu sevgiler. Etkinlik için tarifleriniz
gelmeye devam ediyor. Ne yazık ki hepinize son günlerde tek tek geri
dönemedim ve san...
Güzel şeyler...
-
Olumsuzu olumluya çevirmek zor iştir, beter bir şeydir... Fena hırpalar
adamı, elini kolunu kıpırdatacak halin kalmaz ama dudağının kenarı yukarı
doğru...
Şubat Tatlı Şubat
-
[image: _MG_2667]
Bu ay yapmak istediklerimin arasında, yukarıda fotoğrafı olan kitapta ki
bütün boyama tekniklerini denemek var.
Hatta bir tanesine sev...
Tukuruk agaci
-
Beynimin yazan kismi tatilde bir suredir, hele bu sabah benimle gelmeye bile ikna edemedim. Bahcede yatip bulutlari seyrediyor su anda. O yuzden arsivimdeki ...
27. hafta, karnabahar yavru
-
.
27. haftamiz bugun son bulurken yine gec kalmis anne olarak bebekteki ve
bendeki son gelismeleri aktarayim :)
Bebegimiz 37cm boyunda ve yaklasik 1 kilog...
Tavus Kuşu Yüzük
-
*SATILDI*
Yüzük halkası pirinçtir, her parmak ölçüsüne olur. İki adet yaptım birini
kendime ayırdım :) Flaşlı ve flaşsız görsellerden detayları da
görebil...
Internet Cikali, Ucuz Bilgi Cogaldi!
-
Evet, aynen oyle oldu sayin seyirciler.
Eskiden agzi olan konusurdu, simdi, interneti olan konusuyor.
Cay toplantilarinda, hanimlarin agzi bir aciliyor, su...
Pancar ne renktir? ve balik körisi
-
Yukaridaki fotografa bayiliyorum, hem gunesi ictigi icin hemde guzelim
pancar icin:) Kiymeti bilinmeyen sebzeler grubunda yer alir pancar.
Yapraklarini i...
Tatil Bittiii...
-
Tatilimiz bitiyor. Yarın okullarla birlikte benim de bu hafta derslerim
başlıyor. Neyseki yüklü değil programım. Şans eseri değil bu, yine iş
arkadaşlarımı...
Yatak Odasından Bildiriyorum :)
-
Takıldım ben birine
Sana değil kardeşine!
Bir el atsan şu işime
Fena olmaz!!!
Bu ara bu şarkıya takıldım. Eğlenceli ama...
Neyse, mevzu bu değildi. Günler ...
Polenta ile kış mutfağımdan
-
Polenta mısır unu ama irmik misali kalın öğütülmüşü. Polenta, o irmikten yapılan bulamaç yemeğin de adı aynı zamanda. İtalya'nın kuzeyi dağ soğuğuna kestiğin...
Özrün kabahatinden büyük
-
(bütün kamu kurumlarındaki çalışanlar için söylenir)
Tekel işçileri:
“yatarak para kazanıyorlar”/ R. T. Erdoğan (Başbakan)
Öyleyse çalıştırmayı bilmiyorsun...
Laf
-
Pizza fotoğrafı yok.İnanabiliyor musunuz? Ne hamur halini ne pişmiş halini
çekemedim.Ama çok lezzetliydi.Evde kalan bir iki parçanın fotoğrafını çekip
bir ...
lost in the Lost+Tuvalet eğitimi 3
-
Aslında dün gece bir kısmını izledim online,ama o esnada Bilge uyanınca
kalmıştı.
Bugün izledik,soluksuz.
Nasıl bir beyin jimnastiği yaptırıyor bu dizi ya,...
View Tube Diye Bir Yer Ve Bizdeki Durumlar
-
İngiltere'ye ilk gidişimde binalara hayran, evlere hayran dönmüştüm Türkiye'ye. O turistlik bir gezi idi kuzenimle(gerçi hep bahsediyorum ya olsun, gene beli...
PATATES KREP
-
Digitürk' deki Home TV kanalı seyretmekten çok keyif aldığım bir kanal.
Yemek programlarının yanısıra dekorasyon konusunda da bilgilendiğim
programlar va...
ISTANBUL MODA HAFTASI 2010
-
Geçen haftalarda SantralIstanbul'da harıl harıl çalışıyorlar kar kış
demeden. Metal iskelet üzerine büyük çadırlar kuruluyor. Merak ettik,
sorduk.
-Ne kuru...
şimdi yazıyorum
-
evet artık yazıyorum yoksa kafamda dönen cümleler arttıkça bana da
geliyorlar. Domestik bir gün geçirdim öğleden sonra: ütülerimi bitirdim, evi
temizledim,...
Hecha demir tava
-
Eski Martha Stewart şovlarından birinde, programa konuk olarak çağırılmış bir şef, kendi demir tavasını da yanında getirmişti. Kullanılmaktan, iyice kararmış...
Windham Mountain
-
Bu sene kis cok cetin geciyor buralarda. Havayi 2 derece gordugumuz zaman
isinmis sayiyoruz, dusunun artik. Sabahlari -10 derecelerde okul yollarina
dustug...
Pekmezin Faydasi!
-
Ben: Oglum pekmez cok dogal, besleyici bir besin, ben kucukken pekmez
yiyerek buyudum...
Alp: O yuzden mi boyun kisa?(Son derece ciddi, dalga da gecmiyor)
...
Kar, Kis, Ziyaretler, Dilekler vs...
-
Arkadaslar merak etmeyin yaziyorum ;))
Yazmama fikrimi simdilik degistirdim… Daha güzel, daha yararli seyler yazmak
istiyorum ama bir sorun bana „kafani ...
Mektup-1
-
Hani bana Cuma gunu dedin ya ‘’sen gelince Ankara’nın havasi isiniyor,
halbuki burası o kadar soguk ki normade’’ diye. Sen nasil beni
inandıramıyorsan Anka...
Dünya Kadın Yürüyüşü 2010
-
**
**
*
Dünya Kadın Yürüyüşü, "Hepimiz özgür oluncaya dek, kadınlar yürüyor"
sloganıyla hazırladığı, 8 Mart-17 Ekim 2010 tarihleri arasında sürecek eylem
...
İşte O An
-
30 Ocak 2009 00.50; bilgisayar başında, gezindiğim sitelere, yazıştığım
maillere dalmışken Z’nin ağlama sesiyle yerimden fırladım, salonda uyuyan
Deniz uya...
Hayırlı İşler - III
-
Bu aralar kendı yağtığım,uydurduğum veya bulduğum pratik birşey yok ama etrafta gördüğüm bir sürü hayırlı işler var. Sizlerle paylaşmak istiyorum.Tık tık...Ö...
öfff pöffff
-
Genelde yakınmayı ve söylenmeyi sevmem ve yapmamaya da dikkat ederim ama bu
aralar kontrolden çıkmış haldeyim :( Soğuk bir yandan,boynumdan aşağısının
sağ ...
A'şk
-
Taş kaplı, siyah dantel, kurdele ve pembe kalp formlu taş ile süslenmiş
siyah taç.
25 TL.
Satın almak için tıklayınız.
Bilgi ve sipariş için,
bilundesi...
-
Disaridaki kisi anlatan fotografi begenmedi tatli koca!! Hatta "kücücük kis" diyerek bir de dalga gecti. Hemen ardindan makinesini cikararak dün cektigi bir ...
-
Dün akşam yağmaya başlayan kar bugün süper etkisini göstererek bizleri çok
mutlu etti, Dışarda araba plakalarının üst kısmına kadar tutmuş kar var .
Çığlık...
-
Ayça sobelemiş beni bu sabah farkına vardım. Gerçi yorumlarımda yazmış ama
benim çakozlamam geç oldu :)
Ben 2 çanta taşıyorum biri Rüzgar'a ait biri bana .....
Emzirme Yastığı
-
Emzirme yastığı ile artık bebeğinizi sırtınız ağrımadan, doğru emzirme
pozisyonunda rahatça tutarak emzirebilirsiniz. *Organik* kumaştan yapılan
dış asta...
Evvel zaman
-
"Evvel zaman icinde, kalbur zaman icinde"nin aslinda "kalbur SAMAN icinde" oldugunu yeni ogrendim desem... Erik soyledi.Hem bos gezenin bos kalfasi da degil ...
Manikür, Pedikür, Kıl ve Tüy...
-
Hayatımda ilk defa, güleceksiniz belki ama evet öyle, ellerime Fransız
manikürü yaptırdım şekerim :)))
Bu, kadınların oralarını buralarını aldırdıkları mek...
Sonrası... / Mutfak Kadını
-
Sonra?... Sonra, gökten üç elma düşmüş, biri Nemo'nun, biri Dory'nin, biri de okurlarının başına...Mutlu sonlu masalların sonrası anlatılmaz, çümkü sıradan n...
Nam-ı Diğer Aşk
-
Konferans Programı İstanbullular Venedik’te, Venedikliler İstanbul’da
Prof. Dr. Suraiya Faroqhi (İstanbul Bilgi Üniversitesi) Yer : SSM Konferans
Salonu...
Heves...
-
Yazmaya başladım tekrar. Bir nevi kesin dönüş denemesi olacak bu yazı ancak
sonrasında gelecek yazıların yazılması için duyacağım istek ve kararlılık
göst...
Farkli Yollar...
-
Gozlerimin ta icine bakiyor...
Gozleri iceri cokmus sanki, mor mu? Evet kesinlikle mosmor. Bir cesit
caresizlik sanirim yuzundeki. Belki uzuntu. Belki de u...
-
Neden yeni fotoğrafın yok biliyor musun?
Belki hatırlarsın büyüdüğünde.. hafızan kuvvetlidir senin akıllı mikim!
Hani fotoğraf makinesini eline geçirip şak...
Bütün dünya aynı dili konuşsaydı
-
Edoardo Triscoli
Saat 7:15. Akşam olmak üzere. İşim bitti, ancak duşa girebiliyorum. Yemeği
fırında; çocukları da salonda, babalarının yanında bıraktım. "...
Yeni Kitap "Zamanın Sesi - Datça Manileri" Çıktı
-
"Manilerimiz gerçek öyküleriyle derlendiğinden çok çarpıcıdırlar. Yaşanmış
Datça öyküleri de öyle. Öykülere ve manilere gerçek dışı ne bir katkımız, ne
d...
Börülce Salatası
-
Bu ülkede kurusu var da tazesine rastlayamadım börülcenin daha. Alıştığım
börülceye demem daha doğru herhalde. Bu “uzun fasulye” diye satılan,
genelde Uz...
Nihat Akkaraca
-
Boyle bir durumda ne söylenir, bilemiyorum. Cok üzgünüm. Haberini az önce
aldim.
Yeni evime ilk posta senden gelmisti. Nasil da mutlu etmistin beni.
Arami...